Satış ve Danışma Hattı: +9 0(505) 271 11 37 AlmancaİngilizceTürkçe

Yaratıcı Proje Geliştirme

 

 

Yaratıcılık Nedir?

Yaratıcılık, yeni ve değerli bir ‘şeyin’ oluşturulması olgusudur. Bir iş fikri, sanatsal eser, bir çözüm veya bir buluş olabilir. Çoğu zaman duyularla izlenebilen yaratıcı kimi durumlarda sadece zihinsel çalışmayla kavranabilir. Bir başka açıdan bakıldığında ise yaratıcılık, kişinin kendini yeni ve değerli biçimde bir çıktıyla ifadesidir. Yaratıcılık olgusu kendini alışılmış ve bilinen kalıpların dışına çıkarak ortaya koyar.

Yaratıcılık, bir anahtara basarak lambanın yanması gibi tek adımlık veya tek hareketle başarılıp sonuçlanan bir iş değildir. Yaratıcılık (emek, zaman gibi) bir dizi kaynak kullanmaya ihtiyaç duyduğu gibi çoğu zaman birden fazla becerinin veya farklılığın da bir ara bulunmasını gerektirir. Diğer yandan bu konuda yapılan çalışmalar, yaratıcılık için birtakım özel yeteneklerin bulunması kadar ilgi ve yatkınlığın varlığının önemini ortaya koyuyor. Özetle; yaratıcılık ulaşılamaz değildir, her birey bu niteliğini geliştirebilir. Yaratıcılık, bireyin problemlerle karşılaştığı durumlarda kendine özgü çözümler geliştirme performansıdır. Yaratıcı düşünme yaklaşımı, alışılmışlığın ve sıradanlığın kalıpları dışında yeni, farklı, beklenmeyen ama aynı zamanda değerli çözümlere yönlenmedir.

Yaratıcılık Özellikleri

Herhangi bir kavramın veya olgunun içsel özelliklerinin ortaya çıkarılmasında kullanılan bir yaklaşım, söz konusu özü içinde taşıyan örneklerin araştırılmasıdır. Hiç kuşkusuz; tümevarımcı olmaya çalışan bu tür bir çalışmada az sayıda örnekle yetinmek doğru olmaz. Yaratıcı bireylerin özellikleri konusunda yapılan bilimsel çalışmalar hâlâ gizemli bir konu olmaya devam eden yaratıcılığın gözlenebilen temel unsurları konusunda bazı bulguları ortaya koyuyor. Yaratıcılığı belirleyen bileşenlerin neler olduğunu bilinmesi, bu özelliklerin geliştirilmesi için eğitim ve danışmanlık desteği alınmasını mümkün kılar. Böylece bireylerin hem kendi yaşamlarına hem de sosyal ekosistemlerine daha yaratıcı katkılar yapan özneler haline gelmesi olanağı doğar.

Yaratıcılığın gözlenen ilk özelliği gelişmiş hayal gücünün varlığıdır. Buna bağlı olarak çözümler arasında kolayca geçebilmeyi sağlayan esneklik becerisini de eklemeliyiz. Olayların derinine inebilme, mevcut düzende (statükoda) ısrarcı olmama, fikir üretebilme ve bu üretim sürecinde akıcılık diğer yaratıcılık özellikleridir. Yeni iş modellerinin iki özelliği de yaratıcılığın temel bileşenleri arasında yer alır. Yaratıcı bireyler belirsizliğe tahammül özelliği gösterirler. Aynı zamanda düşünsel çevikliğe bağlı olarak kararı sona bırakma becerisi gösterirler.

Yaratıcılık: Esnek Hayal Gücü

Öncelikle yaratıcılığın bir sosyal ve kültürel iklim konusu olduğunu belirtmek gerekir. Her yaşanılan ortam, yaratıcılığı destekleme özelliğine sahip değilse; bireysel ölçekte yaratıcılığın gelişimi tesadüflere kalır. Özgür ve sağlıklı bir ortam, yaratıcılığı garanti etmemekle birlikte baskıcı, tek tip düşünme ve yaşamaya zorlayan bir ortam da mevcut yaratıcılığın ortaya çıkışını zorlaştırır. Bu nedenle yaratıcılığı geliştirmenin şartlarının başında, yaratıcılığın gelişmesini özendiren ve teşvik eden bir sosyal, kültürel ve mekânsal ortam oluşturmak gelir.

Üretken Esneklik

“Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” şeklindeki cevapsız soruyu hatırlayın. Aslında sorunun her iki cevabı da daha fazla bilgiye ve deneyime sahip olmayı ve bunları birbirleri ile karşılaştırarak sonuçlar çıkarmayı ifade eder. Çok olan örnek sayısı, daha fazla sayıda kıyaslama ve ortak ya da farklı özellik çıkarma imkânı sağlar. Kişi ne kadar çok sayıda seçeneği kıyaslayabilirse o denli zihinsel genişlik ve derinlik kazanır. Bu durum, aynı zamanda insan zihninin yaratıcı bir yönüne işaret eder. Yaratıcı insan, bir fikirden başlayarak, başka fikirler ve çözümler üretebilme becerisine sahiptir. Onda yeni çözümler üretme ve bunlar arasında kolayca gezinme özelliği vardır. Bir tehdit ya da risk, onun için yeni bir fırsat üretme imkânıdır. Bir başarısız bir çözüm, başarılı bir başkası için yol göstericidir. Yaratıcı özellikleri ile tanınan kişiler (ya da kurumsal olarak kuruluşlar), bu konuda mükemmel örnekler oluşturur.

Yaratıcılık şartlarından birisi, özgürce sorular sorabilmektir. Herhangi bir andaki fikirlerle oynayabilme, onları ek sorularla esnetme ve kimi zaman ‘çılgınca’ gelebilen varsayımlar oluşturma yaratıcılığın özellikleri arasındadır. Bu bağlamda yaratıcı sonuçlara yol açan becerilerden birisi, birbirleri ile ilgisi yokmuş gibi görünen kavramlar, nesneler ve olaylar arasında ilişki kurabilmedir. Günümüzde çok popüler olan inovasyon konusundaki başarılı örnekler, bu türden çapraz eşlemeler içerir. Farklı unsurlar arasında çapraz ilişkilendirmeler konusunda yapılacak alıştırmalar, kişinin yaratıcılık özelliklerini geliştirici etki yapar.

Akılcı Olmak

Sosyal yaşam, bizi hayalci olmaktan uzaklaştırıp sıradanlıklar, alışkanlıklar ve korkulara yöneltiyor. ‘Çılgın’ ve farklı olmaktansa ‘akıllı’ ve aynı olmamız öğretiliyor. Hâlbuki yaratıcılığın temel unsurların birisi olan esnek hayal gücü alışılmamış ve denenmemiş olanın düşünülmesi ile yaşam buluyor. Kendimizi günlük sıradanlıkların dışına çıkartıp imkânsızlıkları görebilmek gerekiyor. Bir yetişkin iken bir çocuk merakına sahip olmalıyız ki şaşır(t)ma kapasitemizi yükseltebilelim. Her şeyi bilen bir yetişkin olarak davrandığımızda merak etme, şaşırma ve fanteziler üretme kapasitemizde düşüş oluyor. Hâlbuki yaratıcılığın özünde merak, şaşırma ve hatta fantastik mantıksızlık var.

Esnek hayalcilik yerine, ‘kalıba dökülmüş akılcılığı’ seçmenin yollarından birisi biteviye referanslara başvurmak ve onlara bağlı kalmayı seçmektir. Bu bakış açısı, sürekli olarak başkalarının ne dediği ya da diyeceği, kabul edilmiş kuralların neler olduğu, kitapta ne yazdığı veya ‘ustaların’ nasıl davrandığı ile ilgilenir. Kendisi ve özgün olmayı içine sindirmez; farklılaşma cesaretini gösteremez. Referansa aşırı bağlılık ve bağnazlık yaratıcı düşüncenin önündeki en ‘seçkin’ engeller arasında yer alır.

‘Kalıba dökülmüş akılcılık’ olarak ifade ettiğim ‘bağnaz akılcılık’ riski mantıklı olmayı, bilimsel ciddiyeti, analitik ve eleştirel düşünmeyi ve sonuç için emek verme gereğini dışarıda bırakmaz. Yaratıcı düşünce analitik beceriler olmadan başarılı sonuçlara dönüşmez. İyi çözümler için, yaratıcı ve analitik becerileri bir bütün içinde hamut etmek gerekir.

Yaratıcılık: Geniş ve Derin Düşünme

Gözlenen bir olay ya da nesne, iki nedenden dolayı bizi yanıltabilir. Birincisi; bizim kalıplaşmış, önyargılı bakışımızın yarattığı süzgeç etkisidir. Gözlem konusu farklı olsa bile onu kendi alışkanlıklarımız ve ezberlerimiz süzgecinden geçirerek –bu nedenle farklı ve yeni olanı dışarıda bırakarak– anlamak ve açıklamak isteriz. İkinci yanılgı kaynağı ise, görünen yüzün aldatıcılığıdır. Çoğu zaman olayın ya da nesnenin dışarıdan görünen yüzü bir sonuçtan ibarettir; onu yaratan neden gördüğümüzden çok daha farklı olabilir. Aceleci karar verme tavrımız, bu yanılgıyı pekiştirir ve bizi yanlış açıklamalara ve çözümlere savurur.

Belki bu bağlamda üçüncü bir yanılgı kaynağından da söz etmek mümkündür. Eğer olayı veya nesneyi anlayacak ve açıklayacak bilgi ve deneyim zenginliğine sahip değilsek, bu nedenle de yanlış noktalara savrulabiliriz. Yaşamda karşımıza çıkan sorunlar ve bunların gerçek çözümleri birden fazla bilim ve disiplin konusunda bilgili ve deneyimli olmayı gerektirir. Karşımızdaki olay ya da nesne ezberimizdekilerle benzeşebildiği kadar tümüyle farklı da olabilir; bu ihtimali daima akılda tutmalıyız. Özetle; yaratıcılık düşünme süreçlerinde çeşitlilik, genişlik ve derinlik özelliklerini içinde taşımalıdır. Kolaycı acelecilik, bağnazlık, sığlık, yüzeysellik ve görünenle yetinme yaratıcılığın dışında kalması gereken özelliklerdir.

Yaratıcılık, Bilgi ve Deneyim

Futbol, tüm dünyada en çok ilgi gören spor ve gösteri endüstri dallarından birisidir. Sayısı milyarlarla ifade edilen topluluklar, stadyumlarda ya da TV aygıtının karşısında futbol maçlarını izler. Maçı, oyuncuları ve olayları tartışır; güzel hareketleri birbirlerine övgüyle anlatırlar. İzleyenlerin bir büyük kitle oluşturmasına rağmen, yeni sportif hareketler asla sayısı izleyiciler kadar büyük olmayan, ama bu konuda çalışma yapan oyuncular tarafından geliştirilir. Yeni takım ve oyun yönetim stratejileri, az sayıdaki teknik direktör ve uzman tarafından yoğun bilgi birikimi ve deneyime bağlı olarak geliştirilir. Bu konu, “Yaratıcı fikir ve eylemler, buna hazır zihinler tarafından üretilir” şeklinde ifade edilir. Gene yaratıcılığa temel olarak bilgi ve deneyim ihtiyacını anlatmak üzere haklı olarak “yeniyi yaratmak için mevcut olan hakkında çok şey bilme” gerektiği söylenir.

Bilgi ve deneyim, bir ‘at gözlüğüyle bakma’ tehlikesi yaratmadığı sürece değerlidir. Ama bir ‘kalıplaşmış bakış açısı’ riskini de içinde taşır. Özellikle kolektif (katılımlı) yaratıcılık süreçlerinde bu tür bir riske takılıp kalmamak için çalışma ekibinin uygun bileşime sahip olması istenir. Teknik sorunlar genelde uzman bilimciler, mühendisler ve teknisyenler tarafından çözülmesine rağmen düşünce geliştirme takımlarında farklı sosyal, kültürel ve sanatsal nitelikleri olan kişilerin de bulunması tercih edilir. Böylece çok farklı bakış açılarının ve çeşitlenmiş algıların ortaya çıkması mümkün olur. İlgisiz gibi görünen alanlardaki konuların eşlenmesinin yaratıcılık ve inovasyondaki önemi hatırlanırsa bu tür takımların değeri kolayca kavranır.

Düğmeye Basmak

Yukarıda acelecilik olarak ifade edilen bir noktayı tekrar vurgulamakta yarar var. Bir yaratının oluşumu –böyle benzetmeler yapılmakla birlikte– kişinin zihninde ‘düğmeye basılmış gibi bir ampulün yanması’ şeklinde gerçekleşmez. Yeni bir fikir, çoğu durumda son bir damla ile bardağın taşmasına benzer bir “kıvılcım anı” ile ortaya çıkar. O noktaya gelinceye kadar çok fazla düşünme süreci ve deneyim yaşanmıştır. Yaratıcı fikrin uygulamalı olarak yaşama geçmesi için yeniden kaynak ve zaman gerekebilecektir. Başarılı yaratıcılık örnekleri incelendiğinde, her birinin uzun sayılabilecek bir sürecin sonucu olduğunu görmek mümkün olur.

“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” denir. Gerçekten yaratıcı bireylerin de buna benzer düşünme ve yoğunlaşma özellikleri olduğunu gözleyebiliriz. Yaratıcı fikir tohumları bireyin yaşamsal alışkanlıklarına bağlı olarak bazı durum ya da ortamlarda daha kolayca ortaya çıkabiliyor. Yaratıcılık yönünden başarılı bilim insanı, buluşçu, sanatçı, yazar ve uzmanların yaşamlarında bu özelliklere dair çok sayıda –kimi zaman garip görünümlü– örnekler buluruz. Bu bağlamda bireyin kendi yaratıcılığını gözleyip buna uygun davranması kolaylaştırıcı olabilir.

Yaratıcılık: Düzen ya da Düzensizlik

Yaratıcı insanların düzen ile ilgili tavırları konusunu bir kez daha doğrulamak için İnternette küçük bir arama yaptım. Çok sayıda yaratıcı insanın çalışma ortamları hakkında görselle karşılaştım. Tümünün ortak yanı düzensiz ve karmakarışık bir oda ve masa ‘düzeninde’ çalıştıklarını görmek şaşırtıcı olmadı. Bunlardan özellikle yazar Mark Twain, fizikçi Albert Einstein ve girişimci Steve Jobs’ın düzensiz ve dağınık çalışma ortamları dikkat çekiciydi. Düzensizlik örneklerinin bu saydıklarımdan ibaret olmadığını söylemeliyim.

Düzensizliğin yaratıcı insanların özelliklerinden birisi olduğu yapılan gözlemlerin bir sonucu olarak doğrulanıyor. Ama yaratıcılık için düzensizliğin bir gerek şart olduğunu söyleyemeyiz. Bazı insanların tüm düzensizlik ve dağınıklıklarına rağmen yaratıcı oldukları doğrudur; ama yaratıcılıklarını düzensizliklerine borçlu oldukları iddia edilemez.

Bir Başka Bulgu

Aşağıdaki deneyden daha önce de söz etmiştim. ABD’li yaratıcılık psikolojisi uzmanı Frank Barron’un (1922-2002) bir çalışması son derece ilgi çekicidir. Yaratıcılık üzerine bir araştırma yapmak üzere iki kontrol grubu oluşturur. Birinci grupta “çağdaşları tarafından, çalıştıkları sahaya müstesna katkılarda bulunmuş olarak tanımlanan kişiler” vardı. İkinci grup ise ‘normal’ olarak isimlendirebileceğimiz kişilerden oluşuyordu. Barron her iki gruba da üzerinde mürekkep lekeleri bulunan Rorschach kartları gösterdi. Bunlar; bazılarında “düzenli, sistematik çizimler ve bazılarında da düzensiz, simetrik-olmayan, kaotik [karmakarışık], çizimler” içeren mürekkep lekesi kartlarıydı.

Barron çalışması ile ilgili bu bilgileri aldığım Rollo May, “Yaratma Cesareti” isimli kitabında deneyin sonucunu şöyle anlatıyor: “… ‘Normal’ insanlar en beğendikleri şekiller olarak düzenli ve simetrik kartları seçtiler – evrenlerinin ‘biçimli’ olmasından hoşlandılar. Oysa yaratıcı insanlar kaotik [karmakarışık], düzensiz [çizimler içeren] kartları seçtiler – bu kartları daha ilginç ve meydan okuyucu bulmuşlardı. … ‘Darmadağın’ evreni seçtiler; onunla karşılaşmaktan ve onu düzene doğru biçimlendirmekten coşku duydular. Onlar kendilerindeki kaygıyı kabullenebiliyor ve bunu, düzensiz evrenlerini ‘yüreğin arzusuna daha yakın’ biçimlendirmekte’ kullanabiliyorlardı.”

Düzensizlik Yatkınlığı

Yaratıcı bireylerin dağınıklık ve düzensizliğe olan yatkınlıkları –genel bir kural olmasa bile– çeşitli doğrulamalarla biliniyor. Muhtemelen bu yatkınlıkta öğrenmeye, bilmeye ve araştırmaya aşırı ilginin, yoğunlaşabilme özelliğine karşın akışkan ve daldan dala atlayabilen düşünce sistematiğinin ve sonuca hızla ulaşma isteğinin etkileri var. Sınır ve kısıtlara takılmadan özgürce düşünme arzusu da böyle bir düzensizliği yaşamada katkı yapıyor olabilir. Statükonun, abartılmış kuralların ve özgürlüğü engelleyen her türlü unsurun yaratıcı insanlar tarafından sorun olarak algılandığı biliniyor. Diğer yandan kayıtsızlık, özensizlik ve sorumsuzluğu da yaratıcılık ile karıştırmamak gerekiyor. Olumsuz bir davranış modeli, yaratıcılık için ‘haklı’ gerekçe olamaz.

Bugünün genelde kuruluş özelde işletmelerinde yaratıcı yeteneğin önemi giderek yükseliyor. Yaratıcı yetenek ise donanımlı ve nitelikli insan kaynağı anlamına geliyor. Bu kaynağa özellikle ar-ge, ür-ge, inovasyon, tasarım, iş geliştirme ve strateji gibi alanlarda duyulan ihtiyaç hızla yükseliyor. Yaratıcı insan kaynağına sahip olmak bir kuruluş için daha yüksek piyasa değeri anlamına geliyor.

Diğer yandan bir firmada yapılan bir dizi sıradan, operasyonel işler var. Bunlar kişilerden bağımsız olarak, bir sistem duyarlılığında gerçekleştirilmeli. Tanımlı operasyonel konularda çalışanların yönerge ve talimatlarla belirlenmiş olan iş modeline uygun davranmaları ve (yaratıcı işlere özgü olan) kişisel takdir yaklaşımını kullanmamaları gerekiyor. İşletmede kalitenin, tam zamanında teslimin ve müşteri memnuniyeti sürdürülebilir biçimde sağlamanın yolu, yaratıcı ve operasyonel insan kaynağının doğru karışımını oluşturmaktan geçiyor.

Yaratıcılık: Kararı Geç Vermek

Sepetten iyi elmayı seçebilmek için birden fazla seçenek bulunması gerekir. Bunun farkında olan yaratıcı bireyler, fikir seçenekleri üretmede çalışkan ve çeviktirler. Ayrıca yeni fikir üretme sürecini hızlı bir şekilde gerçekleştirirler. Fikri çeviklik, hız ve akıcılık çok kısa zamanda çok sayıda seçenek üretmelerini sağlar.

Fikir sepetinde seçeneklerin oluşturulmasında sonra sıra, çözüme yönelik olarak uygun olanın seçilmesine gelir. Bu aşamada analitik yetenekler kullanılır. Seçenekler, belli kriterlere göre değerlendirildikten sonra sıraya konur; değer açısından ve kısıtlar ölçüsünde ağır basan tercih edilir.

Yaratıcılığı yeterince gelişkin olmayan kişiler ise, daha fikir sepetini yeterince seçenekle doldurmadan üretilen fikirleri eleştirmeye ve süzgeçlemeye başlarlar. Hiç kuşkusuz; üretilen fikirlerin birçoğu uygulama şansı bulmayacaktır. Ama sepetteki fikirlerin geliştirilmesi, bazılarının birleştirilmesi ve bulunanlara bakılarak yenilerinin üretilmesi imkân dâhilindedir. Bu nedenle daha baştan tek –hatta akla ilk gelen– ‘seçeneğe’, fikre ya da çözüme takılıp kalmak yaratıcılığı öldürür; başarılı bir çözüme ulaşmayı zorlaştırır.

Diğer yandan fikir üretme sürecini yarışma öncesi ısınma hareketleri yapan sporcunun durumuna benzetebiliriz. İlk fikirlerle ısınan birey, ürettiklerinin de katkılarıyla daha sonra çok daha ümit verici seçenekler geliştirebilecektir. Fikir üretme konusunda yapılan bazı bilimsel deneyler, ısınma turları sonrasında artan verimliliği ve üretkenliği doğruluyor.

Yaratıcı Ama Çevik

Bir proje hazırlama ve geliştirme süreci düşünün. Erken verilen kararlara bağlı olarak yapılan yanlışlar, proje süresince ileriye doğru taşınmaya devam edilir. Örneğin bilgisayar yazılımı projelerinin başarısız biçimde sonlanmasının altındaki temel nedenlerden birisi, ilk aşamalarda verilen hatalı kararların büyüyerek proje performansını olumsuz etkilemesidir. Bir anlamda; proje ilerlerken başta yapılan yanlış da ileri aşamalara doğru büyütülerek taşınmaktadır. Bu nedenle gereke yaratıcılık gerekse geliştirme süreçlerinde bağlayıcı kararların ne zaman verilmesi gerektiği her zaman merak konusu olmuştur.

Yaratıcı kişilerin özelliklerinden birisi, belirsizliklere tahammül performansının yüksek olmasıdır. Karmaşıklık ve dağınıklıkla baş etmeyi bilen yaratıcı birey belirsizliklerden de çalışma sürecini bozacak biçimde etkilenmez. Bu özelliği onun bazı kararları erteleyebilmesine (geciktirebilmesine) imkân tanır. Acele kararlar vererek, erken yanlışları yaşamaz.

“En kötü karar, verilmemiş olandır” şeklinde bir deyiş zihnimizin bir yerine kazınmış olabilir. Gerçekten kararsızlık, aynı zamanda çözümsüzlük anlamına gelir. Yaratıcı bireyin hızlı, çevik ve akıcı düşünme sistem geç karar verme (kararı uygun zaman kadar  erteleme) imkânına sahip olmasını sağlar. Bunu “Geç karar ver; ama hızlı üret” şeklinde formüle edebiliriz. Bu slogan, başta yazılım alanı olmak üzere ‘çevik geliştirme’ yaklaşımının mottosu gibidir. Örneğin yaratıcı proje geliştirme süreci, birtakım belirsizlikleri içerir. Geliştirme sürecini varsayımlar ve öngörüler üzerine kurmak yerine; gerçekler belirleninceye kadar bazı bağlayıcı kararları geciktirmek gerekebilir. Geliştirme sürecinin karmaşıklık düzeyi arttıkça, bağlayıcı kararların olabildiğince geciktirilmesi, projenin değişebilme kapasitesini ve yeteneğini artırır.

Olumsuz Düşünme Alışkanlıkları

Çoğu zaman yaşama olumsuz yönden bakarız. Üstünlüklerimiz yerine, zayıf ve güçsüz ya da çirkin bulduğumuz özelliklerimize odaklanmak çok yaygın bir durumdur. Yaratıcılık da bu kötü düşünce alışkanlıklarından ‘nasibini’ alır. Bu nedenle yaratıcılık özelliğimizi kullanmayı ve geliştirmeyi denemeyiz. Hâlbuki her birey, kendi yaratıcılık becerilerini geliştirebilir. Önemli olan, bu amaçla bir yol haritası çizmek ve ısrarlı biçimde uygulamaya koymaktır. Ya düşünürsünüz ya da başkaları sizin yerinize düşünür.